x
Chess - Play & Learn

Chess.com

FREE - In Google Play

FREE - in Win Phone Store

VIEW
ÜÇ KOLDAN KUŞATILAN TÜRKİYE-ÖZBEKİSTAN İLİŞKİLERİ-2

ÜÇ KOLDAN KUŞATILAN TÜRKİYE-ÖZBEKİSTAN İLİŞKİLERİ-2

OZEROZGUR
Sep 12, 2016, 2:02 PM 0

Dün, Özbekistan'ın bağımsızlığına kavuştuğu 1991'de Türk dış politikasının ne durumda olduğunu; güneydoğu, Kıbrıs ve Türk Dünyası politikasında Türkeş'in nasıl inisiyatif aldığını; ilk önemli Türk Devletleri toplantılarını; İsmail Cem doktrinin genel özelliklerini ve FETÖ'nün etkilerinin neler olduğunu anlatmıştım.

Davutoğlu Doktrini

90’lı yıllarda bunlar yaşanırken akademisyen Ahmet Davutoğlu bir kenarda adı Stratejik Derinlik olan dış politika doktrinini olgunlaştırıyordu. 2000’li yılların ortalarına doğru bürokraside ve siyasette Davutoğlu fikirleri benimsendi. Daha sonra hükumete girdi. Başbakanlığa kadar yükseldi.

Bir dönem sık duyduğumuz Yeni Türkiye (New Turkey) kavramı mesela bir Davutoğlu icadıdır. Kavram yalnız Türk siyasetini değil aynı zamanda eski CİA başkan yardımcısı Graham Fuller’ı da etkilemiş olsa gerek, Fuller bir kitabına Yeni Türkiye Cumhuriyeti adını verdi. Ya da siz isterseniz başka türlü yorumlayabilirsiniz. Çünkü Graham Fuller aynı zamanda Green Card sürecinde Fetullah’a referans mektubu yazan adam.

“Yeni Türkiye” doktrini ya da Davutoğlu doktrininin FETÖ’yle kuşkusuz başka alanlarda da kesiştiği olmuştur. Söz gelimi doktrinin izleyicisi olan kesimler Necmeddin Erbakan hareketini kendilerine siyasi rakip olarak görmüş olabilirlerdi. FETÖ’nün de bu harekete karşı hasmane olduğu bilinir. Bundan başka her iki kesim pür-liberallere (liberteryenlere) kendilerini yakın hissetmesi, etnik hareketlere karşı yumuşak olmalarının yanı sıra Arap ve Fars ekollerine karşı tutumlarında ayrışırlar. Ancak iki grup da dış Türklere mesafeli iken Balkan, Güney/Güneydoğu Asya ve Okyanusya Müslümanlarına karşı özel olarak ilgilidir.

FETÖ’nün ihanetlerinin “Yeni Türkiye” akademisyenleri ve siyasetçileri tarafından ne yazık ki tam anlaşılmadığı bu dönemde en büyük zararı yine başta Türkiye-Özbekistan ilişkileri olmak üzere Dış Türkler politikamız gördü.

2005 yılında Birleşmiş Milletler (BM) genel kurulunda Andican olaylarının ele alındığı bir oturum gerçekleştirildi. Türkiye Hükumeti burada maalesef Özbekistan'ın yani kardeşlerimizin aleyhinde oy kullandı. Olay şok etkisine yol açtı. Türkiye soydaşını Birleşmiş Milletlere şikâyet ediyor, vefasızlık gösteriyordu. Bu sorumsuz ideolojik hamle Türkiye-Özbekistan ilişkilerinde onulmaz yaralar açacaktı.

Bir dönem bizzat Dış İşleri Bakanlığını da yürüten Ahmet Davutoğlu’nun doğduğu ilçenin adı da Taşkent. Fakat kendisinin Özbekistan’ın Taşkenti ile pek yıldızı barışmadı. 2012 yılında New York’ta Özbekistan Dış İşleri Bakanı Abdülaziz Kamilov ile kısa bir görüşme yaptı. Taşkent’e ise 2014’te gidebildi. Aynı yıl Taşkent’e Türkiye Büyükelçisi gönderildi.

Milliyetçi dönem bittikten sonra Türk Dünyası politikası oldukça zor bir dönemden geçti. O yüzden Türkiye-Özbekistan ilişkilerinde daha yakın geçmişteki olaylara da baktığımızda şimdilik ufukta çok umut verici bir durum görünmüyor.

Geçtiğimiz hafta hayatını kaybeden İslam Kerimov’un 3 Eylül günü düzenlenen cenaze törenine ise Türkiye’den başbakan yardımcısı düzeyinde bir katılım oldu. G20 zirvesi devam ederken cumhurbaşkanımızın sürpriz bir ziyaret gerçekleştireceği söylentisi yayılmıştı. Fakat o ziyaret bir türlü gerçekleşmedi. Alaeddin Yalçınkaya Hoca’nın geçen haftaki yazısında da belirttiği gibi, mutlaka başbakan düzeyinde katılmalıydık.

Çünkü birçok ülkenin cumhurbaşkanı düzeyinde katıldığı törene Rusya bile başbakan düzeyinde katıldı. Nursultan Nazarbayev G20 zirvesinde toplantı halinde olduğundan kardeş Kazakistan Başbakan düzeyinde katıldı –Nazarbayev daha sonra Kerimov'un mezarını ziyaret edip Kur'an okudu. Hatta Özbekistan bir süredir Kırgızistan sınırında sorunlar yaşamasına rağmen Kırgızistan hükumeti Başbakan Sooronbay Ceenbekov başkanlığındaki 12 kişilik bir heyet ile törende hazır bulundu. Bu gelişmeyi beklemediğimi, haberi Türkiye gazetesinde gördüğümü belirtmeliyim. Aynı gün Cumhurbaşkanı Almazbek Atambayev ülkesinde göçebe oyunlarının açılışını yaptı.

Dolayısıyla her ne kadar Ortadoğu’da meydana gelen bir takım gelişmelerden dolayı çöktüyse de Davutoğlu doktrininin Türkiye- Özbekistan ilişkilerini olumsuz etkilemeye devam ettiği anlaşılmaktadır.

Sonuçlar

  1. Günümüzde en çok Türk'ün yaşadığı üç ülke vardır. Bunlar 78 milyon ile Türkiye, 35 milyon ile İran ve 31,5 milyon ile Özbekistan'dır. Bu ülkelerdeki toplam nüfus, gezegende Türkçe konuşan 222 milyonun %60'tan fazlasına tekabül ediyor.
  2. Özbekistan toprakları yani Mavera ün-Nehir bölgesi, edebiyatımızın, mimarimizin, yazı dilimizin, Çağataycamızın, matematiğimizin, astronomimizin merkez üssü olmuş bir bölgedir. Her ne kadar kişi başına düşen GSMH'sı düşük olsa da Özbekistan Türkistan'ın nüfus ve ekonomi bakımından en büyük devletidir. Coğrafi olarak da merkezî konumda bulunan ülke, Türkistan'ın hem ana gövdesi hem de bir istikrar adasıdır.
  3. Özbekistan'da FETÖ'den başka laik düzene muhalif diğer örgütleri belirtmekte fayda var:
    • Nakşıbendi gruplar (Kimilerinin Şahı Nakşıbend de dediği Nakşıbendiliğin önemli ismi Muhammed Bahaüddin'in mezarı Özbekistan'dadır) 
    • Kadiri gruplar
    • Hizb'ut-Tahrir
    • El-Kaide
    • Yasaklı ERK partisi
    • ÖİH
    • IŞİD
  4. İslamcı gazetelerin en başta değindiğim yayınlarını hatırlarsak, İslam Kerimov hac farizasını yerine getirmiş yani hacı olmuş özünde muhtemelen dindar bir insandır. Şu bir gerçek ki, Kerimov zaten Gazze şov falan yapmadığı sürece İslamcıları hiçbir zaman memnun ve mes'ûd edemeyecekti.
  5. Türkeş'in vefatından sonra Türk Dünyası adeta yetim kalmıştır. Bunda Türkeş'ten sonra Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) genel başkanlığını yürüten Devlet Bahçeli'nin dış politikadaki pasif tutumunun katkısı büyüktür. Bunu anlamak ve MHP'nin siyasetteki belirleyiciliğini kavramak için Gülay Göktürk gibi gayri milli liberal gazetecilerin FETÖ gazetesinde yazdığı şu satırları okumak kâfidir: "Ben MHP'linin pasifini severim. MHP'nin başında Bahçeli'nin bulunması şanstır." Başka söze gerek var mı? İşte bu tutum maalesef 1999 hükümet değişikliğinde Cem döneminin kesintisiz devam etmesine yol açmıştır.
  6. Hem Cem döneminde hem de Davutoğlu döneminde, ki bu dönem henüz tam bitmiş sayılmaz, Türkiye FETÖ'ye karşı yeterince önlem alamamıştır. Hatta Davutoğlu doktrininin benimsendiği uzun yıllar boyunca FETÖ'nün Türk Devleti içine sızması hızlanmıştır. Bir diğer husus, FETÖ yalnız Özbekistan'da değil aynı zamanda Azerbaycan ve Kırgızistan gibi başka ülkelerdeki darbe girişimlerinden de sorumlu tutulmaktadır.
  7. Sünnici tutumları ile meşhur İslamcılar, Arap Fars halklara, Güney ve Güneydoğu Asya Müslümanlarına her zaman Türk Dünyasından daha fazla ilgi göstermişlerdir. Hatta geçen gün kitapçıda Kadir Mısıroğlu'nunHilafetisimli kitabını gördüm. Sanırım yeni baskı olan kitabın kapağında akla gelebilecek bilumum Müslüman ülkelerin bayrakları vardı. Fakat inanır mısınız, bir tane Türk Devletinin bayrağı yoktu. "Türkistan, sen ne kadar öksüz, ne kadar yetimmişsin!" demekten kendimi alamadım.
  8. "Yeni Türkiye"nin diğer ülkelerden gelen milyonlarca sığınmacıya gösterdiği yakınlığı çok daha az sayıdaki Uygur Türkü ve Ahıska Türkünden esirgemesi Türkiye'yi Türk Dünyasından bir adım daha uzaklaştırmıştır. "Yeni Türkiye" bürokrat ve siyasetçileri bu konuda sürekli eleştirdikleri İsmet Paşa'ya rahmet okutmuşlardır.
  9. İslamcılar aynen Ecevit gibi Kerimov'un 1999 başarısız darbe girişimindeki tepkileri her zaman aşırı buldular. Buna rağmen "Türkistan'ın ortasında 6 tane bomba yüklü otomobil patladı, bunları kim patlattı?" sorusuna cevap veremediler. Buna Ecevit de cevap verememişti. Bu cevapsız soru Özbek Türkleri ile aramızdaki mesafeyi derinleştirdi.
  10. İslamcıların başka önemli bir sorunu da şudur: Özbekistan hükumetine baskıcı diyen İslamcılar hiçbir dini düşünceye hayat hakkı tanımayan komünizm istibdadından elbette bahsedemezler. Bu dönemde camilerin kapatıldığını, minarelerin susturulduğunu söyleyemezler. Almanya'da komünizm olmadığı halde 40 yıl önce oraya gönderdiğimiz insanların son iki nesli kayıptır. Türkistan kaç nesildir zulme, kolektivizme, esarete, emperyalizme ve soykırıma direniyor, İslamcılar biliyorlar mı? 
  11. Stratejik derinliğin ne biçim bir derinlik olduğu anlaşılamamıştır. Çünkü Türkiye-Özbekistan arasındaki mesafeyi derinleştirmekten başka bir işe yaramamıştır. Gazze ile yatıp gazze ile kalkarken iki ülkenin dış işleri bakanları tam 13 yıl bir araya gelememişlerdir.
  12. İslam Kerimov'un vefatından sonra özellikle İslamcı medyada bazı kalemler –belki farkında belki farkında değil– okulları kapatılan FETÖ'nün yasını tutarcasına yazdıkları yazılarla Türkiye-Özbekistan ilişkilerine zarar vermektedirler. Bu kişiler, kendilerine "ben acaba FETÖ'nün ne kadar sinsi bir örgüt olduğunu henüz anlamadığım zamanlardaki alışkanlıklarımı devam ettiriyor muyum?" diye sormalı.
  13. İslam Kerimov'un cenaze törenine Rusya başbakan düzeyinde katılıyor, Türkiye başbakan yardımcısı düzeyinde katılıyor. Bu durum her ne kadar çökmüş olsa da Davutoğlu doktrininin etkilerinin bir süre daha devam edeceğini gösteriyor. Yoksa bu memlekette hiç kimse Arap için Fars için bayrakların yarıya indirilmediğini, yaslar ilan edilmediğini söylemesin.
  14. Özbekistan'ın politika tercihlerinin Türkistan açısından belirleyici olduğu inkâr edilemez bir gerçektir. Şimdiye kadar hep istikrar adası olması hasebiyle Özbekistan'ın politikasında önemli sapmalar olmaz. Türkiye'de artık Özbekistan'da meydana gelecek değişimler değil, Türk dış politikasının ne zaman düzeleceği ve yönünün Türk Dünyasına ne zaman döneceği tartışılmalıdır.

Goreleden.com sitesinde yayınlanmıştır. 

Link

Online Now