İlk unvan maçı: La Bourdonnais - McDonnell, Londra 1834 (1/3)
Satranç tarihinin ilk unvan maçı denebilecek olan bu karşılaşma için aslında "La Bourdonnais'nin ününü koruma maçı" da denebilir, zira kendisi 1821 yılında hocası Alexandre Deschapelles'i yendiğinden beri zaten dünyanın en güçlü oyuncusu sayılıyordu. 1823 yılında İngiltere'ye yaptığı ziyarette ülkenin en iyi oyuncusu olarak isim yapmış William Lewis'e, 1825'te yaptığı bir başka ziyarette ise yine İngiltere'nin en ünlü oyuncularına üstünlük sağlayınca ününü perçinledi; artık satranç çevrelerindeki sohbetlerde "Dünyanın en iyi oyuncusu" lafı geçtiğinde kimden sözedildiğine kuşku yoktu.
"Dünyanın en iyi oyuncusu"'na ilk meydan okuma dokuz yıl sonra, 1834'te geldi; İrlandalı bir denizci, Manş'ın öte yanındaki Fransız aristokratı bir "maçlar dizisi" oynamaya davet ediyordu. Aynı yılın yaz aylarında Londra'nın Westminster Satranç Kulübü'nde yapılan altı maçlık (ve 85 oyuna yayılan) maratonu La Bourdonnais kazandı: ikinci ve (yarım kalan) altıncısı dışında diğer tüm maçlarda üstünlük Fransız ustanın oldu. İşte 25 oyunluk ilk maçın sonuç tablosu:

Maçın oyunlarını inceleyen bir günümüz oyuncusuna en tuhaf gelecek şey, parlak hamleler ve ustaca fikirlerle iç içe geçmiş basit, neredeyse çocuksu denebilecek hatalardır. Kimi oyunlarda girişimi ele geçirdikten sonra kusursuz bir dinamik oyun anlayışı ve taktik ustalık sergileyerek kazanca giden ustalar, bir sonraki oyunda – birkaç modern satranç kitabını sonuna dek okumuş - amatörlerin bile kolay kolay yapmayacakları hataları yapabiliyorlardı: gelişimde geri kalmışken hatları açmak veya mat saldırısı yaparken birdenbire vezirleri kırışmak gibi.
Ama, sevgili satrançsever, şunu hiçbir zaman hatırdan çıkarmamak gerekir: bizi o hatalara karşı uyaran "modern" satranç kitapları, ancak eski ustaların uzun süreye yayılan deneyimlerinin sonucunda ortaya çıkmıştır! Yani La Bourdonnais, Staunton, Anderssen ve Morphy gibi ustaların hatalarını günümüz satranç bilgisi üzerinden eleştirmek, bir 19.yy. kimyacısının teorilerini günümüz kimya kitaplarında yazanlar üzerinden eleştirmekle aynı şeydir.

Simpson's Divan. 19. yüzyılda satrançseverlerin buluşma noktası.
Maçta bir-iki hamlelik taktik hatalara bu kadar sık (bu düzeydeki ustalardan beklenmeyecek kadar sık) rastlamamızın nedeni ise oldukça basittir: kötü oyun koşulları. O dönemde satranç profesyonel bir iş olarak görülmediğinden, oynayanlar da profesyonelliğin gerektirdiği yaklaşımdan biraz uzaklardı. Örneğin La Bourdonnais hayli uzun süren bir oyundan sonra eve gidip dinlenmek yerine gecenin ilerleyen saatlerine dek dostlarıyla eğlenmeye devam ediyor, ve ertesi sabah bir sonraki oyun için rakibinin karşısına çıkıyordu! Hayatında bir kez olsun ciddi bir turnuvaya katılmış olan her satrançsever, böyle bir "stilin" sonunun nereye varacağını az çok tahmin edecektir. O zamanın satranççıları, altmış dört karenin içerisine ait teknik bilgilerden yoksun oldukları kadar, satrancın performansa dayalı sportif yanından ve bunun gereklerinden de büyük oranda habersizlerdi. Günümüzde en temel düzey oyuncuların bile oyun bittikten sonra ilk düşündükleri şey dinlenmek ve ertesi günkü karşılaşmadan önce iyi bir uyku çekmektir.
Gelin bu müthiş mücadelenin nasıl başladığını görmek üzere ilk maçın ilk oyununa bir göz atalım:
Süper parlak bir başlangıç sayılmaz elbette, ne var ki McDonnell 8. oyunda çok daha tuhaf hamleler yapıyordu:
Daha sonraki mücadelelere ise yazı dizimizin 2. ve 3. bölümlerinde değinelim.