x
Satranç - Oyna ve Öğren

Chess.com

ÜCRETSİZ - Google Play'de

ÜCRETSİZ - Win Phone Mağaza'da

GÖRÜNTÜLE
Bir Satranç Oyuncusu Kaç Hamle Ötesini Görebilir?

Bir Satranç Oyuncusu Kaç Hamle Ötesini Görebilir?

Yakın zaman önce bir arkadaşıma, o günlerde çok sık satranç oynadığımı söyledim. "Ne kadar iyisin?" diye sordu. Bu soruyu, maç yapmak için bir davet olarak yorumladığımdan bir anda neşelendim.
"Hayır, oynamıyorum," diyerek yanıt verdi. "Sadece merak ediyorum. Kaç hamle ilerisini görebiliyorsun?"
"Duruma bağlı," diyip açıklamaya başladım, ama keskin bir bakışla sözümü yarıda kesti. Yüzündeki acımayı okuyabiliyordum. Çok iyi değilsin, diyordu.

null

Doğru söylüyor, zira çok iyi bir oyuncu değilim -- ama onun hayal ettiği nedenden dolayı değil. Onun beklediği yanıt, dört, altı, ya da 10 hamle gibi bir şeydi. Bundan ötürü onu suçlamıyorum. Hep duyarsınız ya: Bir satranç oyuncusunun en belirgin özelliği birkaç hamle ötesini görebilmesidir. Genellikle, bu betimleme aslında satranç oynayan insanlar hakkında yapılmaz. Bir oyun olarak satranç ana akım popülaritesine sahip olmayabilir, ama benzetme ve eğretileme amacıyla sıklıkla kullanılmaktadır. İyi bir futbol antrenörüne büyük bir satranç oyuncusu denir, çünkü rakibine göre birkaç hamle öndedir. Başarılı bir askeri komutan bir büyük usta olarak addedilir. "Şu kişi satranç oynarken, rakibi hala dama oynuyor," sizin de sıklıkla duymuş olabileceğiniz bir klişedir.  Başka bir tanesi de, "Uluslararası arena bir satranç tahtasına benzer ve liderlerin yedi hamle ötesini düşünmesi gerekir," şeklindedir.

null

Hatta bu sonuncuyu daha dün radyoda duydum. Neden yedi? Kendi kendime çok merak ettim. Ya bu seferki jeopolitik çatışma iki hamlede matla sona erecekse?
Pek çok nedenden ötürü bu feci bir benzetme, hatta tehlikeli bile olabilir -- bunun nedenlerinin en başında da satrancın, yalanlardan ve şanstan uzak bir strateji oyunu olmasına karşılık, gerçek hayattaki çatışmaların genellikle blöflerle dolu, ucu açık, kaotik ve şansa dayalı etkileşimlerden oluşması sıralanabilir. Üstelik böyle sözler, satrancın nasıl oynanıldığına dair de kafa karışıklığı yaratıyor. Bu sözün altında yatan düşünce, herhangi bir konumda hesaplayabildiği hamle sayısıyla oyuncuların becerisinin ölçülebileceği fikridir. Bu mantıkla yaklaşırsak, dört hamle ötesini görebilen bir oyuncuya göre altı hamle öteyi görebilen daha üstün bir oyuncu olacak, gelecek dokuz hamleyi hesaplayabilen bir oyuncu altı hamle boyunca neler olacağını hesaplayacak bir oyuncudan daha iyi bir oyuncu sayılacaktır. 

Şahsen satranç oynamaya başlamadan önce ben de bu şekilde yaklaşıyordum. Bir büyük ustanın, ne bileyim, on hamle ötesini, yirmi ötesini hesaplayabildiğini hayal ediyordum. Net bir fikrim olmadığı halde, etkileyici bir sayı olacağını düşünüyordum.

Satranç tabii ki hesap gerektiren bir oyunudur. Saniyede milyonlarca hamleyi değerlendirebilen bir bilgisayar, sadece hesaplama gücünü kullanarak satranç oynayabilir.

null

Bilgisayarlar, pek çok hamle boyunca birikecek küçük avantajların sonuçta nelere sebep olacağını hesaplayabilir. İnsanlar oynadığında da işin özünde hesaplama vardır. Büyük ustaların ufak bir konumsal üstünlüğü galibiyete çevirmelerini izlemek nefes kesici bir tecrübe yaşatabilir. Orta seviyedeki bir oyuncu bile, tek bir eri kullanarak maçı kazanmayı başarabilir. Hamle kalıplarını zihninizde tutabilmek önemli bir yetenektir ve daha üst düzeydeki oyuncular bu işin en iyileridir. Ancak bu, kapsamlı bir analizle aynı şey değildir. Hemen ardından zoraki hamlelerle 14 hamlede mat olmanıza sebep olacak bir devam yolu varsa, 11 hamle ötesini görmenizin hiçbir faydası olmaz.

Yavaş yavaş görüyorum ki, satrancın en büyüleyici zorluklarından biri, sezgi ve hesaplama arasında muazzam bir dinamik olması. Uzun bir maç kısa bir oyunla başlar. Ne kadar çok ve sık oynuyorsam, ne kadar pratik yapıyorsam, daha önce içinde bulunduğum konumları ve hamle kalıplarını tanımakta o kadar rahat ediyorum. Zoraki hamleleri tahmin etmeyi öğreniyorum -- diğer her hamle kaybettirdiği için olabilecek tek yanıt. (Arkadaşıma, zoraki hamlelerle geçen bir devam yolunu kilometrelerce takip edebildiğimi söylemek istiyorum!) Tabii ki büyük oyuncular bunu bilinçli düşünmeden yapıyorlar. Ustalar, sadece kendi maçlarıyla sınırlı olmayan, yılların deneyimine dayanan on binlerce konumdan oluşan geniş bir zihinsel veritabanına sahip oyunculardır. Başka bir büyük ustanın maçında oluşan konumlara bakabilir, ne zaman oynandığını ve nasıl sonuçlandığını öğrenebilirler.

Tahtadaki gerginlikleri anında tespit edebilir, tehlikeleri fark edebilir ve nerelerde saldırılar olabileceğini görebilirler. Bir er hamlesinin ne tür zayıflıklara yol açtığını, hangi taşların iyi işbirliği yapacağını, hangi karelerin tehlikeli olduğunu ve hangilerinin iyi olduğunu bilirler. Tek bir bakışta atın tahtada nerelere zıplayabileceğini ve nasıl dolaşabileceğini gözlerinin önüne getirebilirler.

null

Yapılması mümkün hamlelerin tamamını gözden geçirmelerine ve detaylı olarak incelemelerine gerek yoktur. Esasında bunu yapmaları zaten mümkün değildir. Yüz milyarlarca (hatta daha da fazla) muhtemel devam yolu var. Sezgileri ve önceden gelen bilgi birikimleriyle aday olabilecek hamleleri hızlıca belirler ve hesaplamayı bunlar üzerinden yaparlar. Rakibe karşı oluşturdukları tehditleri en üst düzeye getirirken, maruz kaldıkları riskleri en aza indirgerler.

Peki ya ben? Pek o kadar değilim, tabii. Önsezilerimle hamle yapamıyorum, yaparsam da vezirimi rakibe kaptırıyorum. Dolayısıyla son zamanlarda analizlerimde daha düzgün bir yöntem oluşturmaya çalışıyorum. Gelecek vaadeden birkaç hamle bulmak yerine, aday olabilecek hamlelerin devamında gelecek hamleleri artırmaya uğraşıyorum. Birkaç tane iyi yanıt bulmak yerine, iyi yanıtlar için zihnimde devam yollarını uzatmaya çalışıyorum. Tuzakların, rakibi ağa düşürmeden çok önce kurulduğunu çok sık görerek, öğrendim. Amacım önsezilerimi güçlendirmek, ama bu uzun bir zaman alacak. Benim kurduğum zihinsel veritabanının sıklıkla düzeltilmesi gerekiyor; benim zihnim maalesef kayıt tutmada çok kötü. Şu an için hem prensipler üzerine inşa edilmiş, hem de yeterli esnekliği sağlayabilecek bir plan oluşturmaya çalışıyorum. Dolayısıyla da ileriye yönelik hesap yapabilme yeteneğim üzerinde çalışıyorum.

Beni bir dinleyecek olsa, bütün bu gayretlerime rağmen hala ara sıra pes etmek zorunda kaldığımı arkadaşıma da söylemek istiyorum. Onlarca muhteşem hamlelerle dolu olduğunu bildiğiniz devam yolu görmenize rağmen, hala nerede olduğunuzu bilemeyebilirsiniz. Önceki gün özel bir konumda verilebilecek en iyi yanıtı düşünüyordum: siyah oyuncunun c4'ü alıp, aldığı taşa b5 ile tutunmaya çalıştığı bir Katalan Açılışı. Katalan Açılışı üzerine Boris Avrukh tarafından yazılmış klasik bir satranç kitabına başvurdum. Avrukh, a4 öneriyor ve ardından en iyi yanıtları teker teker inceliyor. Oynanması mümkün olan en iyi devam yollarından bir tanesi 17 hamle sürüyor. Orada a4 oynarsanız, başınıza geleceklerle yüzleşmeye hazır olmanız gerekir.

Peki sonu nasıl? "Nihayet, hesaplaması mümkün olsa bile net bir değerlendirmeye varmanın son derece büyük gayretler gerektireceği, oldukça karmaşık bir konuma ulaştık," diyor Avrukh. Beyazların daha iyi olduğunu düşünüyor -- ama kim bilir ki? Bazen oynamaya devam edip, işlerin nereye varacağını görmeniz gerekir. 

nullAmerikalı bir yazar olan Louisa Thomas (Louisa: Mrs. Adams'ın Olağandışı Yaşamı isimli kitabın yazarı), NewYorker.com'da düzenli bir içerik sağlayıcı olarak çalışıyor. Daha önce Grantland.com'da yazar ve editör olarak da görev aldı. Satranç ve tenise saplantı seviyesinde düşkün. Kendisini Twitter üzerinden takip edebilirsiniz. 

Şimdi Çevrimiçi